Güney Azerbaycan milli hükümetinin yıkılışında iç faktörlerden ziyade dış faktörlerin ve küresel güçlerin çıkarlarının önemli rolü varidi. Küresel güçler özelikle ABD ve SSCB kendi çıkarları uğrunda yaptıkları soğuk savaşın ilkin rekabetini Güney Azerbaycan meselesi üzerinden başladılar ve sonunda kendi çıkarlarına İran’da ulaşmak için Güney Azerbaycan Türklerinin kaderi ile oynayarak, onları feda ettiler.
Giriş
Güney Azerbaycan milli hükümeti dünya ve
İran siyasi tarihinde Azerbaycan krizi olarak adlandırılmıştı. 1945-46 yıllarında
kurulan hükümet 1 yıl sürecinde çok başarılı olmuş ve Güney Azerbaycan
Türklerinin milli, siyasi ve sosyal isteklerinin doğrultusunda reformlar
gerçekleştirmiş ve onların uygulanması ile bölgenin hızlı şekilde ilerleyişini
sağlamıştı. Güney Azerbaycan milli hükümeti ADP’nin (Azerbaycan Demokratik Parti’si)
öncüllüğü ile kurulmuş ve o zamanın İstatistiklerine istinaden 1 yıl sürecinde
Pehleviler’in 20 yıllık saltanatından daha çok iş yapmıştır.[1] Azerbaycan
milli hükümeti Güney Azerbaycan topraklarında geniş kapsamlı reformlara el
atmıştır ve onların birçoğunu gerçekleştirmiştir. İran tarihinde birinci kez
kadınlara oy kullanma hakkı vermiştir ve ilk toprak reformu İran’da bu
hükümetin zamanında gerçeklemişti. İş yasası çıkartıldı. Caddeler asfalt
edildi. Şehirler arası yollar yapıldı. Eczaneler açıldı. Üniversite, radyo ve
yayınevleri kuruldu.[2]
Bunlardan ziyade kendi eyalet
meclislerine sahip olmayı, eğitim kurumlarının tamamında Azerbaycan Türkçesinin
resmi dil ilan edilmesi ve öğretilmesini, çocuk isimlerinin ve coğrafi adların
Türkçeden seçilebilmesini ve ekonomik özgürlüklerinin tanınmasını Güney
Azerbaycan toplumunda gerçekleştirilmişti.[3]
Tüm yaptığı hizmetlere ve işlere rağmen
Güney Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ömrü çok uzun sürmemişti ve farklı sebeplerden
dolayı hükümet kurululuğu andan 1 sene sonra dağıtılmıştı. Güney Azerbaycan milli
hükümetinin doğuşunda ve dağılmasında çeşitli dış ve iç faktörlerin etkisi
olmuştur. Yazının amacı milli hükümetin çökmesinde ve başarısızlığa uğramasında
dış faktörlerin rolünü ve küresel sistemde başveren gidişatların etkilerini
incelemektedir.
Güney Azerbaycan milli hükümeti SSCB’nin
ağında
Nazi Almanya’sına karşı savaşan Sovyetler
Birliği’ne verilecek lojistik desteğin İran üzerinden sağlanması ve petrol
bölgelerinin güvenlik altına alınması zorunluluğu bu ülkenin işgali ile
sonuçlandı. Yapılan anlaşmanın ardından İran’ın güneyini İngiltere-ABD,
kuzeyini de SSCB ordusu işgal etti. İşgal ikinci dünya savaşı sonuna kadar
sürdü.[4]
1941 yılının Ağustos ayında Sovyetler
birliğinin ordusu İran’a giriş yaptıktan bir kaç hafta sonra önceden seferber
edilmiş ve planlanmış, Sovyet Azerbaycan’ı komünist partisi üyeleri, tarım
işçileri, istihbarat ve güvenlik görevlisi, yaklaşık bin kişiye kadar siyasi
kadro Güney Azerbaycan’ın Tebriz kentine özel talimatla gönderildi.
Görevlendirilen şahıslar öncelikle Sovyetler biriliğinin politikalarının yerine
getirilmesi amacı ile bu bölgeye gönderilmiştiler.[5] Bu hususta gösterilen
çabalar sadece Sovyetler birliğinin izini ve talimatı ile gerçekleşmeğe
başlamıştı. Buna rağmen kuzey Türkleri birleşik Azerbaycan tefekkürünü kitle ve
halk içinde yaymağa çalışıyorlardı ve Güney Türklerinin özgürlüyü ve
bağımcılığı istikametinde yaralı ve etkin rolleri varidi.
Sovyetler birliyi İran’ın kuzeyinde büyük
ekonomik çıkarlar peşindeydi. Sovyet devleti İran’ın kuzeyinde yer alan petrol kaynaklarını
ele geçirmek istiyordu. Petrol meselesi SSCB'nin İran'da politikasını
belirleyen başlıca faktör idi. Bu amaçla Moskova yöneticileri İran devletine
baskı için Azerbaycan meselesini ustalıkla kullanıyordu ve bu yolla Güney
Azerbaycan Türklerinin kaderiyle oynuyordu.[5]
Sovyet Rusya petrol imtiyazları hususunda
Tahran’da yapılan görüşmeler sırasında baskı aracı olarak Güney Azerbaycan’ı
kullandı. Sonunda İran’ın ve onun müttefikleri olan batılı güçlerin yürüttüğü
politika karşında yenilerek, Kuzey İran petrolleri hususunda amacına
ulaşamadı.[6]
Güney Azerbaycan'daki ulusal hareketin
Sovyetler Birliği'ne dayanması, onun modern düşüncelerini komünizmin gölgesine
saldı ve dünya çapında bir sol görüşlü ve komünisti hareket gibi tanınmıştı. Komünizm
ideolojisi birçok batılı devletler ve onların müttefiklerinin kendi çıkarları
için bir tahdit sayılırdı. Güney
Azerbaycan milli hükümeti Sovyet yanlısı olarak görünüyordu ve bu sebepten
dolayı hükümetin uluslararası alanda destek ala bilmemesine ve tabanını güçsüzleşmesine
yol açtığı söylenile bilir.
Soğuk Savaş’ın ilk krizinin patlağı
Güney Azerbaycan’da 1945-46 yılları
arasında cereyan eden olaylar 20’ci yüzyıl içinde ilk defa olarak İran
devletini parçalanma tehlikesi ile karşılaştırmıştı. Bir yandan batılı güçler o
cümleden ABD ve büyük Britanya SSCB sıcak sulara yakanlaşmasından ve İran’ın
güneyinde petrol ve enerji kaynaklarına ulaşmasından endişeleniyorlardı diğer
yandan SSCB İran’dan dan uzaklaştırılmasına ve SSBC yanlı kavranılan Güney
Azerbaycan milli hükümetinin İran içinde yarattığı krize bir çözüm yolu bulmağa
çalışıyorlardı.
Milli hükümet kurulduktan sonra Tahran bu hükümete karşı harekete
geçmiştir. Arka arkaya hükümetler düştükten sonra Ahmet KAVAM tarafından
'Kavamulsaltane' hükümeti kurulmuştur. 1945 yılında Ahmet KAVAM başbakan
seçilmiştir. KAVAM iktidara geldikten sonra “Azerbaycan sorununu çözmek için”
dış politikada önemli ataklar yapmaya kalkıştı. KAVAM en büyük desteğini ABD ve
Batılı güçlerden görmekteydi.[2]
İran, Sovyetlerin Azerbaycan’daki
faaliyetleri nedeniyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne
başvurdu. İran’ın bakısıyla 28 Ocak 1946’da Güney Azerbaycan meselesi Birleşmiş
Milletler gündemine taşındı. 1945 yılında İran topraklarını terk eden ABD ve
ondan kısa bir süre sonra çekilen İngiltere, bu meselede İran’ın yanında yer alınca
Soğuk Savaş’ın ilk krizi patlak verdi.[6] ABD ve BM, SSCB’ye ciddi şekilde baskı
yapmaya başlamıştır ve Kızıl Ordunun Güney Azerbaycan’dan çıkarılmasını talep
ediyorlardı. Bütün baskılara rağmen Rusya kuzey İran deki petrol kaynaklarını
istiyordu ve ondan vaaz geçecek niyetinde değildi.
Bu dönemde ABD, İran yönetimine yaptığı
danışmanlık faaliyetleri ile İran’da daha özgür bir ortamın oluşmasını ve
ekonomik yatırımlar için fırsatlar doğmasını bekliyordu. Bu çerçevede daha önce
de Sovyet Rusya’dan askerlerini İran’dan çekmesini talep eden ABD ve İngiltere,
Birleşmiş Milletler’de İran tarafını destekledi.[6] Zira ABD kendi Cumhurbaşkanı
Harry TRUMAN’ın doktrine dayanarak Sovyetlerin İran’daki faaliyetleri ABD
çıkarları açısından bir tehdit olarak algılanıyordu. Bu sebepten dolayı İran,
ABD’nin desteği ile BM ve dünyadaki büyük güçleri SSCB karşısında seferber
etmeyi başarmıştı.
BM Güvenlik Konseyi’nin 30 Ocak 1946
yılında aldığı uzlaşı kararı doğrultusunda Stalin’in çağrısı ile Başbakan Ahmet
KAVAM’ın 19 Şubat- 7 Mart 1946 tarihleri arasında Moskova’da ve 8-10 Mart
tarihleri arasında Bakü’de gerçekleştirdiği görüşmeler sırasında KAVAM’ın İran
tahtını ele geçirmesine karşılık Sovyet Rusya’nın iki
önemli talebi vardı. Birincisi Azerbaycan’ın özerkliğinin kabulü, ikincisi ise
ülkenin kuzeyindeki petrol kaynaklarını işletmek üzere kurulacak şirketin %51
hissesi idi. Mart ayında Tahran yakınlarındaki ordularını çeken Sovyetler,
Güney Azerbaycan’dan çekilmeyince İran 26 Mart’ta tekrar Birleşmiş Milletler’e
başvurdu. İki taraf arasında 4 Nisan 1946’da, Kızıl Ordu’nun en geç bir buçuk
ay içinde çekilmesini ve en geç yedi ay içinde karma petrol şirketinin
kurulmasını içeren bir anlaşma imzalandı. Ancak İran Meclisi’nin süresi 11
Mart’ta dolmuş ve yasaya göre yeni bir seçimin yapılabilmesi için ülkenin
düşman askerleri tarafından boşaltılması gerekiyordu. Başbakan Ahmet KAVAM
anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için Sovyet ordusunun bir an önce çekilmesini
istedi. İngiltere ve ABD baskısıyla Kızıl Ordu 9 Mayıs 1946 tarihinde İran
topraklarından çekilmeyi tamamladı.[6]
Pişeveri BM Genel Sekreterine yazılı
müracaatta bulundu. Müracaatta, Atlanta Anlaşması’na dayanılarak Azerbaycan
Ulusal Meclisinin ve Ulusal Hükümetinin kurulduğu belirtilerek, Azerbaycan
halkına kendi kaderini belirleme hakkının verilmesi talep edilmekteydi.[7]
Özerk hükümetin uluslararası alanında
bütün çabaları, BM ve dünya güçlerinin İran’ın lehine, SSCB ve Güney Azerbaycan
milli hükümetine karşı seferber edilmesi nedeni ile bir sonuç elde edememiştir.
SSCB Azerbaycan milli hükümetini İran
devleti ile karşılıklı anlaşma ve pazarlık yaptıktan sonra ve kuzey İran petrol
kaynaklarını kazanma umudu ile terk etmiş ve ettiği tüm yardımları özellikle harbi
ve savunma yardımlarını bu pazarlık karşılığında kesmişti. Bu mesele Kızıl Ordu’nun
Güney Azerbaycan bölgesinden çekilmesi ile ve bölgenin ağır silahlar ve depolardaki
mühimmatlarla beraber boşaltması ile gerçekleşmiştir.
Olumsuz pazarlığın kanlı faciası
Azerbaycan Özerk Hükümeti’nin
kurulmasından itibaren Güney Azerbaycan sorunu Sovyetler Birliği, ABD,
İngiltere, İran, Azerbaycan Özerk Hükümeti ve BM Genel Konseyi’ni içine alan çok
taraflı bir sorun haline döndü.
24 Mart 1946 tarihinde aniden Sovyet
birlikleri İran’dan çekilmeye başladı. Geri çekilme başlamış olmasına rağmen 26
ve 27 Mart’ta BM Güvenlik Konseyi’nde İran sorunu tartışılmaya devam etti. 3
Nisan’da Sovyet yönetiminden Azerbaycan Özerk Hükümeti’ne Tahran’ın ödün
vermeye hazır olduğu, Özerk Hükümetin’de tavizler vermek için hazır olması gerektiği
mesajı gönderildi. Pişeveri mesajı getiren Sovyet heyetine hitaben, Sovyetlerin
desteğinden baştan beri kuşkulandığını fakat emin olamadığını, şimdi ise
tamamen emin olduğunu ve kandırıldığını ifade etti. Ayrıca Sovyetlerin daha
önce de aynısını yaptığını ve Gilan’da da kandırıldıklarını söyledi. Halkı ayaklandırdığını,
reformların %50’sinin tamamlandığını, taviz vermenin halkı yüzüstü bırakmak olacağını
ifade etti. Sovyetlerin terkinden sonra İran hükümetinin Güney Azerbaycan milli
hükümetini yok edeceğini anlatmaya çalıştı.[7]
İran, İngiliz ve ABD desteğini alırken ve
İran ordusu bu ülkeler tarafından eğitilip ağır silahlarla teçhiz edildiğinde, Sovyetler
ise hafif silahlar dışında Güney Azerbaycanlılara bir şey bırakmamışlardır.
İran silahlı kuvvetleri Norman Schwartzkopf komutasında Güney Azerbaycan’a karşı
hücuma geçmiştir. Savaş üç gün sürmüş, Azerbaycan birlikleri yenilmiştir. İran
ordusu Güney Azerbaycan'da ilerlemiş, kanlı olaylara neden olmuş ve 25 bin Azerbaycanlı
katledilmiştir. 2500 kişi mahkemelerde idama mahkûm edilmiş, 8000 kişi ağır
cezalara çarptırılmıştır. 3600 köy de yaşayan Azerbaycan Türk’ü Farsların yaşadığı
bölgelere göç ettirilmiştir. Yaklaşık 70.000 kişi İran ordusunun Güney
Türklerine karşı vahşicesine davranması yüzünden can güvenlikleri olmaması
nedeni ile Kuzey Azerbaycan'a sığınmak mecburiyetinde kalmışlar. Milli
hükümetin kurduğu bütün kültürel merkezler dağıtılmıştır. Milli meclisin
kütüphanesi yakılmış, Türkçe kitaplar ateşe verilmiştir. Kanlı olaylar sonucu
milli hükümet 1946 yılında üç gün içinde devrildi.[2]
Güney Azerbaycan Hükümeti’nin 1946
yılında kanlı şekilde ortadan kaldırılmasından sonra Güney Azerbaycan
toprakları ve halkı tekrar Fars merkeziyetli bir devletin otoritesi ve sömürgeciliyi
altına geçti. İran ordusu Güney Azerbaycan topraklarına baskın ettikten sonra
Azerbaycan Türklerine karşı hakiki anlamda bir soykırımda bulundu ve on
binlerce suçsuz insanı öldürdü. Tahran
devletinin fermanı ile Türkçe yasaklandı ve Azerbaycan Türklerine karşı
asimilasyon politikası zorla toplum içinde yürütüldü ve Güney Azerbaycan Türkleri
tekrar fars merkeziyetli devlet tarafından kültürel soykırıma maruz kaldılar ve
tüm maddi ve manevi varlıkları Iranın farsçı devleti eli ile talan edildi.
Sonuç ve genel değerlendirme
Azerbaycan Özerk Hükümeti reform
hareketlerine çok hızlı ve yoğun bir şekilde başladı. Toplumda yapılan
değişimler her alanda göze çarpıyordu. Azerbaycan milli Hükümeti bölgede tüm hâkimiyeti ele geçirdi. Tabi
bu başarılarda Sovyetlerin büyük katkısı söz konusuydu. Güney Azerbaycan milli
hükümetinin yaptığı Tüm demokratik reformlarına ve toplumda gerçekleştirdiği
modern değişikliklere rağmen, batılı güçlerin ve onların stratejik
müttefiklerin olan ülkelerde özellikle ABD, İngiltere ve Türkiye gibi ülkelerin
zihniyetinde, bu hükümetten bir komünist ve sol görüşlü ve Sovyet yanlı imajı
yaratmıştı. Bu devletlerin düşündüğüne göre Iranda bir totaliter ve muhafazakar
devletin iş üstünde olması ve komünistlerin bastırması ile Iranda kendi çıkarlarına
ulaşmak için daha yararlı ola bilirdi. Bu nedenle batılı güçler ve onların
müttefikleri bundan endişelenerek İran merkezi hâkimiyetini desteklediler ve
uluslar arası alanda tüm güçler Iranın lehine ve Güney Azerbaycan’ın aleyhine
seferber edildi. İran Hükümeti ve batılı güçlerin karşısında durabilmek için
sağlam bir devlet yapısı oluşturmak gerekiyordu. Kısa zamanda silahlı
kuvvetlerin bu sağlam devletin tamamlayıcısı olarak onun korunmasını üstlenmesi
gerekliydi. Bu arada ABD ve İngiltere ordusu İran’ın güneyini boşalttıktan
sonra Sovyetler Birliği’ne baskılarını artırmağa başladılar ve bu devletten
Güney Azerbaycan’ın topraklarının işgaline son koymasını talep ettiler. Sonunda
Sovyetler birliği İranla yaptığı bir pazarlık sonucunda İran’ın kuzey
bölgesinden ordusunu çekti. Bununla beraber ağır silahları ve mühimmat depolarını
boşaltıp Sovyetler Birliği’ne götürüldüler. Kızıl Ordu’nun İran’dan çıkarılması
milli hükümetin zayıflamasına neden oldu. Stalin hükümeti İran’ın kuzeyindeki
petrol imtiyazlarına sahip olsun diye Güney Azerbaycan milli hükümetini bir
kart olarak kullandı. Aynı zamanda Sovyet Rusya devleti bu oyunda Tahran ve ABD
karşında yenilerek Kuzey İran petrolleri hususunda amacına ulaşamadı.
Güney Azerbaycan milli hükümetinin yıkılışı,
İngiltere ve Rusya ordularının İran’dan çıkarılması, ABD’nin bir bölgesel aktör
olarak İran’da yerini almasıyla sonuçlandı. ABD, SSCB karşıtı olarak bölgede ve
Iranda aktif bir politika üretmeye başladı ve Pehlevilerin saltanatının sonuna
kadar Iranla stratejik birliyi devam etti.
Sonuç olarak, Güney Azerbaycan milli
hükümetinin yıkılışında iç faktörlerden ziyade dış faktörlerin ve küresel
güçlerin çıkarlarının önemli rolü varidi. Küresel güçler özelikle ABD ve SSCB kendi
çıkarları uğrunda yaptıkları soğuk savaşın ilkin rekabetini Güney Azerbaycan
meselesi üzerinden başladılar ve sonunda kendi çıkarlarına İran’da ulaşmak için
Güney Azerbaycan Türklerinin kaderi ile oynayarak, onları feda ettiler.
Kaynakça
1. John Foran, (1993), Fragile
Resistance: Social Transformation in Iran From 1500 to the Revolution. Westview Press.
2. Arif
Keskin, (2004), Güney Azerbaycan Milli
Hükümeti (1945-46) ve Seyit Cafer Pişeveri. URL: http://www.turksam.org/tr/a193.html
3. Doğaç İPEK Cemil, (2012), Güney
Azerbaycan Türklerinde Kimlik Sorunu. Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 12(1):
267-283.
4. Özcan Nihat Ali, (2006), İRAN SORUNUNUN GELECEĞİ: Senaryolar,
Bölgesel Etkiler ve Türkiye’ye öneriler. TEPAV ORTADOĞU ÇALIŞMALARI No:1
5. Həsənli Cəmil, (1998), Güney Azərbaycan: Tеhran -
Bakı - Moskva arasında (1939-1945). Diplomat Nəşriyyatı, Bakı.
6. Gökçe
Mustafa, (2011), SOĞUK SAVAŞ ÖNCESİNDEN GÜNÜMÜZE İRAN’IN HAZAR DENİZİ SİYASETİ.
06: 153-157.
7. Erol Osman,
(2007), İRAN İÇ POLİTİKASINDA AZERBAYCAN TÜRKLERİ (1906–2006). YÜKSEK LİSANS
TEZİ. KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ.